Aktiffelsefe Adana`da bu haftaki konumuz Yoga idi. Konuşmacı Fatma Bulat tarafından gerçekleştirilen konferans, izleyicilerin beğenisini topladı.
Tarihi 5000 yıl öncesine dayanan yoga, Sanskritce'de "bir araya getirmek, bağlamak, sımsıkı tutmak, boyunduruk altında tutmak anlamlarına gelir. Bu eylemin sonunda bir bağ ortaya çıkarmak için, insanın ruhunu dünyayla birleştiren bağlarını koparması gerekir. Başka bir deyişle dünyayla olan bağlarını koparmadan kozmik döngünün dışına çıkmazsa, insan kendini asla bulamaz.

"Sımsıkı tutmak" ile ifade edilen şey ise, ruhu bütün kılmak, dünyevi bilincin ayırt edici özelliği olan otomatizma ve dikkat dağınıklığını yok etmektir.
Yoganın sadece pratik değil, aynı zamanda erginleyici bir yanı da vardır. Yoga tek başına öğrenilmez; bir manevi rehberin (guru) yol göstermesi şarttır. Hindistan'da var olan geleneksel bilgiler, hocalar tarafından öğretilir ve bunlar aynı zamanda birer erginlemedir. Yoga yapan kişi kutsal olmayan hayatı terketmekle işe başlar ve gurusunun rehberliğinde insana has değer ve tutumları teker teker aşmaya çalışır. Burda mecazen bir ölüme ve ölümün ardından başka bir doğuşa tanık oluruz. Bu yeni oluş hâli de kurtuluş olarak nitelendirilir.

Yoga çok sayıda fizyolojik, zihinsel, mistik tekniği kapsar. Hepsinin ortak noktası ise insanı sürekli harekete karşı asanasının hareketsizliğini öne sürmesidir.
Hayatın son derece sadeleştirilmesi gerektiği, sükunet, dinginlik, statik bedensel duruş, solumanın ritme bağlanması, tek bir noktaya yoğunlaşma ve benzeri tüm bu uygulamalar aynı amaca yöneliktir: parçalanmayı yok etmek, yeniden bütünleşmek, bütünlük kazanmak.