Hafız-ı Şirazi Kimdir?

Asıl adı Şemseddin Muhammettir. Kuran'ı ezberlediği için hafız adını almıştır. Şiraz'da dünyaya geldiği için Şirazi denilmiştir kendisine.Özel hayatı hakkında fazla bilgimiz yoktur fakat birkaç gazeli bir oğlu ve karısı olduğu izlenimi uyandırırır. Yapıtlarından anlaşıldığı üzere iyi bir medrese eğitimi almıştır.

Yapıtlarından kendinden önceki İran ve Arap şairlerini, yazarlarını çok iyi incelediği anlaşılmaktadır.

Bir rivayete göre Timur Şîraz’ı aldıktan sonra yeni vergiler koymuş, Hâfız’a da küçük bir miktar vergi isabet etmişti. Hâfız bu miktarı da veremeyecek halde olduğu için Timur’a başvurup durumunu arzetmiş ve Timur’un, kendisinin, “Eğer o Şîrazlı Türk gönlümüzü tutsak ederse yanağındaki siyah ben için Semerkant’ı ve Buhara’yı bahşederdim" beytini okuyup, “Sevgilisinin yüzündeki bir ben için Semerkant’ı ve Buhara’yı veren insan nasıl yoksul olur?” demesi üzerine, “Bu kadar cömert olduğumuz için bu hale düştük” cevabını vererek hükümdarın sempatisini kazanmış ve vergi ödemekten kurtulmuştur.

Hafız'a göre yaşamın gereği mutlu olmaktır. Mutlu olmak da dünya varlıklarına karşı aşırı eğilim duymamak, tutkulara kapılmamak, barış içinde yaşamak gibi olumlu davranışlarla sağlanır. Dünya gelip geçicidir; ancak yine de kişinin mutluluğu yaşadığı dünyadır.

Hâfız’ın tasavvufla ilgisi olmakla birlikte kaynaklarda tarikatı ve şeyhi hakkında kesin bilgi verilmemektedir. Ancak Şemseddin Abdullah-ı Şîrâzî, İmâd-i Fakīh-i Kirmânî, Seyyid Şerîf el-Cürcânî gibi mutasavvıf ve âlimlerden istifade ettiği, Ni‘metullāh-ı Velî, Hâce Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî, Kemâl-i Hucendî gibi şeyhlerle görüştüğü tezkirelerde kayıtlıdır.

Simurg

Simurg, Pers mitolojisinde ortaya çıkan Türklerde Anka Kuşu veya Tuğrul Kuşu, Batılı metinlerde Phoenix olarak bilinen efsanevi bir kuştur ve bu efsane Feridüddin Attar'ın kaleminden ayrı bir değeri vardır. Feridüddin Attar Mantıku't Tayr (Kuş Dili) adlı kitabında Simurg ve birçok hikaye anlatır. Tasavvuf konularının kuşların üzerinden anlatılması eserine ayrı bir naiflik ve güzellik katar.

Rivayet olunur ki kuşların hükümdarı olan ve Kaf Dağı’nda yaşayan Simurg, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Ama içlerinden onu gören olmamış. Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Onun var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip, yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermişler.

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce ‘Aşk Denizi’nden geçmişler sonra ‘Ayrılık Vadisi’nden’ uçmuşlar. ‘Hırs Ovası’nı aşıp, ‘Kıskançlık Gölü’ne’ sapmışlar. Kuşların kimisi ‘Aşk Denizi’ne’ dalmış, kimisi ‘Ayrılık Vadisi’nde’ kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle.

Mısır Medeniyeti Üzerine Konuştuk.

 

Aktiffelsefe Adana' da 23 Kasım Cumartesi günü Mısır Medeniyeti üzerine konuştuk.
Konuşmacımız Dr. Mahmut Şansal Mısır Medeniyeti'nin belki de en ilgi çekici konularından olan mumyalama, hiyeroglif ve Mısır sembolojisi üzerine katılımcılarımızı bilgilendirdi. Her ne kadar gizemini korusa da bütün bu bilgiler ışığında Mısır Medeniyetini daha yakından tanıma fırsatı bulduk.
Katılımcılarımıza ilgileri teşekkür ederiz. Her ayın son Cumartesi günü olan Aktiffelsefe Konuşmalarında görüşmek üzere. Bizi takipte kalın.

Felsefi Şiir Akşamı

Poetika; başka bir ifadeyle şiir sanatı. Söz sanatları içinde tartışmasız büyük bir yeri olan şiir, İnsanlık tarihi boyunca gücünü ve varlığını hissettirmiştir. Genel anlamda "duygu ve düşüncelerin, okuyan ya da dinleyenler de güzellik(estetik) duygusunu uyandıracak biçimde aktarılması" olarak karşımıza çıkar. Şiirin tam bir tanımını yapmak, bir bakıma güçtür.çünkü şiir anlayışları Çağlara, toplumlara,felsefi temellerine, yaşanılan hayatı ve insanlara görev farklılıklar göstermektedir.

Aristo'dan bu yana birçok filozof,estetikçi, edebiyat bilimcisi sanatkar şiirin tarifini yapmıştır.Ama ortak bir noktada buluşamamışlardır. Yani öznel bir olgudur. şiir,bir bilim dalı değil,sanat dalıdır. Herkesin estetiği,zevki ve dahi kabulü birbirinden farklıdır.Bu nedenle şiirin tarifini Bilgiden ziyade çeşitli sanatçı,düşünür ve şairimizden almak en doğrusu olacaktır.

Hegel'e göre;"Güzel sanatların en üstünü ve en zor oğlanı şiir sanatıdır." Tarkovsky der ki: "Şiir tercüme edilemez,tıpkı tüm sanatlar gibi."Peyami Safa'ya göre;"Şiir Sırrın dilidir." Goethe'ye göre;"Şiir yazmayı anlamak isteyen şiir ülkesine gitmeli;Şairi anlamak isteyen Şairin ülkesine gitmeli."Vallery'e göre,"Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur.Kendisinde başlar,kendisinde biter. Bütün soyluluğu buradan gelir." Shelley "İçinizde olmayan şiiri hiçbir yerde bulamazsınız." diyor…"Şiir bir söz sanatıdır,söz bakırcısı olmak gerekir,sözcüklerin bakırını dövmek"der.