Felsefi Şiir Akşamı

Poetika; başka bir ifadeyle şiir sanatı. Söz sanatları içinde tartışmasız büyük bir yeri olan şiir, İnsanlık tarihi boyunca gücünü ve varlığını hissettirmiştir. Genel anlamda "duygu ve düşüncelerin, okuyan ya da dinleyenler de güzellik(estetik) duygusunu uyandıracak biçimde aktarılması" olarak karşımıza çıkar. Şiirin tam bir tanımını yapmak, bir bakıma güçtür.çünkü şiir anlayışları Çağlara, toplumlara,felsefi temellerine, yaşanılan hayatı ve insanlara görev farklılıklar göstermektedir.

Aristo'dan bu yana birçok filozof,estetikçi, edebiyat bilimcisi sanatkar şiirin tarifini yapmıştır.Ama ortak bir noktada buluşamamışlardır. Yani öznel bir olgudur. şiir,bir bilim dalı değil,sanat dalıdır. Herkesin estetiği,zevki ve dahi kabulü birbirinden farklıdır.Bu nedenle şiirin tarifini Bilgiden ziyade çeşitli sanatçı,düşünür ve şairimizden almak en doğrusu olacaktır.

Hegel'e göre;"Güzel sanatların en üstünü ve en zor oğlanı şiir sanatıdır." Tarkovsky der ki: "Şiir tercüme edilemez,tıpkı tüm sanatlar gibi."Peyami Safa'ya göre;"Şiir Sırrın dilidir." Goethe'ye göre;"Şiir yazmayı anlamak isteyen şiir ülkesine gitmeli;Şairi anlamak isteyen Şairin ülkesine gitmeli."Vallery'e göre,"Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur.Kendisinde başlar,kendisinde biter. Bütün soyluluğu buradan gelir." Shelley "İçinizde olmayan şiiri hiçbir yerde bulamazsınız." diyor…"Şiir bir söz sanatıdır,söz bakırcısı olmak gerekir,sözcüklerin bakırını dövmek"der.

Atina Okulu ve Rönesans

Bu sohbetten veya konuşmada amacım bu konuşma sayesinde dinleyicilerin zihinlerine tohumlar ekilmesi ve bu tohumların her birimiz tarafından araştırmayla sulanmasıdır  amacım dinleyicide merak uyandırmak ve bu merakı gidermek için onları araştırmaya teşvik etmektir. Bunun rönesans insanına ait bir tutum olduğuna düşünmekteyim. Rönesans insanı hakikate karşı büyük bir meraka sahipti ve rönesansı yapan bu insan tipiydi.

Aynı zamanda şunu da anlatabilmek amacındayım, çağımızda tarihi olayların arkasında ekonomik, politik, sosyal sebepler aranır. Bu anlayış tarih içindeki belirli aktörlerin katkılarını gölgelemekte ve bazı dönemlerin, bazı olayların ortaya çıkış sebeplerinin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Rönesans bunlardan bir tanesidir, bu dönemin içinde yaşamış insanları yok saydığımızda rönesansın nasıl başladığını anlamakta zorlanırız ve neden şimdi bir rönesans olmadığını anlayamayız, dahası yeni bir rönesansı yaratamayız. Tarih yapıcı bir figür olarak insanın değerini kabul etmek zorundayız, tarih yapanın insan olduğunu kabul etmek zorundayız, aksi halde zamanın figüranlarına dönüşürüz. İşte rönesansın keşfettiği şey de buydu: insan güçlüdür, insan muktedirdir, insan tarihin akışını değiştirebilir. Tarihsel dönemlerdeki insanları yok saymak sanki Napolyon olmasa o dönemki Fransa’nın tüm Avrupayı ele geçireceğini ya da Atatürk olmasa da Türk Kurtuluş Savaşı'nın kendiliğinden olacağını düşünmek gibidir.

Astroloji ve Burçlar

ASTROLOJİ kelimesinin kökeni Yunanca iki sözcüktür: astron (yıldız) ve logos (bilmek, Kutsal Sözcük, Kelâm). Yani astroloji kelime anlamıyla “yıldız bilgisi” demektir. Tarihte, yıldız bilgisine sahip olanlar hem astrolog hem de astronomdular. Her iki bilgiye de sahiptiler, ancak zamanla bu iki bilim birbirinden uzaklaştı. Astrologlar astronomi bilgisinden kendileriyle ilgili olanları öğrenmeye ve kullanmaya devam ettiler, ama astronomlar astroloji bilgisini kendi alanlarının bütünüyle dışına attılar.  

Kısaca ifade etmek gerekirse astronomlar uzayı ve gökcisimlerini fiziksel gerçeklikleri ile incelerler. Astrologlar ise gökyüzündeki hareketler ile yeryüzündeki olgular arasındaki bağlantıyı araştırırlar. Eski çağlardan bu yana, insanlar gökyüzündeki düzen ile yeryüzündeki yaşam düzeni arasında bir bağlantı olduğunu saptamışlardır. Astrologlar, yıldızları bir rehber gibi kullanarak, doğum haritasındaki düzenleri bir insanın yaşamının veya dünyadaki yaşamın yansıması olarak görürler. Astrologlar Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğünü bilirler, ancak biz evreni Dünya'dan izlediğimiz için kişisel evrenimizin merkezini Dünya olarak kabul ederler.

Kriton- Görev Üzerine (PLATON)

Hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles’le birlikte felsefenin temel kurucularından Eski Yunanlı filozof Platon, hem İslam hem Hristiyan düşünce yapısını derinden etkileyip sarsmıştır.
Kriton ya da diğer ismi ile Görev Üstüne, Platon’un, Sokrates tarafından sözlü olarak kaleme alınarak uygulanan ‘diyalog’ yöntemini bir yazı biçimine dönüştürdüğü metinlerin en önemlilerinden ve temel yapı taşlarındandır. ‘Diyaloglar’da bu yazı türünün şimdiye kadar görülmüş en yetkin örneklerini vermiş olan Platon, ‘yurttaşın temel görevleri’ni tartışıyor, 2500 yıl öncesinden çağımıza, günümüze ışık tutarak hala geçerliliğini
korumakta ve gelecek yıllarda da değişeceği düşünülmemektedir.