Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar”. Giordano Bruno (17 Şubat Anısına)

Roma’ya yolunuz düşerse, ünlü Nova Meydanı’nın güneyinde ve Tiber Nehrinin kuzey-kuzey doğusunda bulunan Campo dei Fiori’ye (Çiçek Alanı) mutlaka uğramalısınız. Baullari-Corda-Biscione Sokakları’nın kesiştiği yerde bulunan bu alan, kafeler ve çiçek dükkânları ile çevrelenmektedir. Bu alanın tam ortasında bronz bir insan heykeli, sizi karşılar.. Bu heykel, 1600 yılının 17 Şubat’ında bu meydanda diri diri ateşte yakılan filozof Giordano Bruno’ya aittir. 

İnsan düşünmeye başladığından beri kimi düşünceleri dile getirmek ve aktarmak birtakım acıları da beraberinde getirdi. Yeni ve farklı düşünceler için yapılan kahramanlıkların bedeli ise çok ağır olabildi. Acı sonlar dönemine göre çeşitli maskeler taktı.Kelepçelenmek, boğulmak, asılmak, derisi yüzülmek, kurşuna dizilmek, başı vurulmak,linç edilmek, yakılmak… Ateşli düşünceler ateşle oynamaktır. Tarihin bize kanıtladığı bir gerçek var ki, o da Dünya’nın dün olduğu gibi bugün de yarın da ateşle oynayanlara ihtiyacı olduğudur. Bruno’nun fiziksel hayatının yakılarak son bulması  insanlığa meşale olmasını engellememiştir.

Giordano Bruno, bir asker olan Giovanni Bruno ile Fraulissa Savolino’nun çocuğu olarak 1548’de İtalya’nın dönemin Napoli Krallığı’na bağlı Nola kentinde doğdu. 16 yaşındayken, Dominiken Manastırı’na girdi. Burada Tomasso Campanella’nın tanrı bilimini inceledi ve eski ile yeni filozofları okuyarak kendisini geliştirdi. Kopernik sistemi ile tanışan Bruno onunla aynı görüşleri savunmuş hatta onları da aşmıştır. 16. yy da resmi evren görüşü, en azından Orta Çağ Avrupası’na damgasını vuran kilisenin görüşü, 2. yüzyılda yaşamış bir Yunanlı düşünür olan Ptolamios’a ait olandır. Bu görüşe göre merkezde Dünya hareketsiz durmakta güneş,ay ve diğer gezegenler onun etrafında dönmektedir. Kopernik dünyanın değil güneşin merkezde olduğunu, dünyanın da hem güneş hem de kendi ekseni etrafında döndüğünü öne sürerek yaratılışın ortasında insana ayrıcalıklı bir yer veren dini görüşü sarsmıştır. Kopernik bu düşüncelerinden dolayı kilise tarafından mahkum edilmişti. Gerçeklerin peşinden giden Bruno da Kopernik ile aynı kaderi paylaştı aslında.  Manastırdan ayrıldı ve Hristiyanlık inancı ile bütün bağlarını kopardı. 1576’da henüz 28 yaşındayken, dinsizlik suçlarından dolayı hakkında dava açılan Bruno, düşüncelerinde ısrar etmesi üzerine, Engizisyon baskısına maruz kaldı. Bu baskıdan kurtulmak için önce Roma’ya, daha sonra ise Kuzey İtalya’ya kaçmak zorunda kaldı. 

Suçlamalar yüzünden düzenli yerleşik bir hayatı olmadı ve sürekli seyahat etti. Cenevre, Paris ve Londra’da bulundu. 1582’de Paris’de Sorbonne Üniversitesi’nde kürsü elde etti. Bir süre sonra Almanya’ya geçen Bruno, burada eserlerini yayımlama çabalarını sürdürdü. Daha sonra İsviçre’nin Zürich kentine geçti. Bir İtalyan Aristokrat Giovanni Mocenigo tarafından Venedik’e davet edilince daveti kabul etti. Ancak kendisini davet eden aristokrat ile çatışınca, onun tarafından Engizisyon’a teslim edildi. 

Giordano Bruno düşünce ve görüşlerinden vazgeçmesi ve bunların din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda, kilise tarafından affedilecekti. Ancak Bruno, tüm işkence ve eziyetlere karşın, düşünce ve görüşlerinden taviz vermedi. 

Giordano Bruno, 7 yıl Engizisyon’un elinde kaldı ve Tanrı’ya saygısız davranış ve dinden çıkma suçlarından yargılandı. Uzun bir yargılamanın ardından Hıristiyanlığın ünlü “kanı akıtılmadan eziyet edilerek öldürülmesi” ilkesine göre cezalandırılmasına karar verildi. O dönemde boğma, asma, yakma gibi idam yöntemleri kullanılıyordu çünkü;ancak bu yöntemler ‘Kilise kan dökmekten nefret eder’ diyen yasalara uyum sağlamaktaydı. Bruno, bir rivayete göre, ölüm kararını kendisine bildiren yargıca, “Ölümümü bildirirken, siz, benden daha çok korkuyorsunuz.” demiştir. Sonunda 17 Şubat 1600 yılında Roma’nın Campo de Fiori (Çiçek Meydanı) denilen yerde diri diri yakılarak infaz edildi.

Giordano Bruno, orijinal keşiflerden ziyade fikirsel sentezin insanlığa bir armağanı idi. Zira Bruno, Giovanni Battista Della Porta ve 15. yüzyıl sonlarında Platon ve Hermes Trismegistus’un çalışmalarını yeniden değerlendiren Marsilio Ficino’dan etkilenmişti. Dolayısıyla Bruno, Platon’un fikirlerini, Platonik idealizm ve hermetik tekdüzelik fikirleri ile harmanlayarak bir bütüne ulaşmıştı. Teorisi, Ortaçağ felsefesindeki gök ile yerin ayrılığını inkâr eden ve dünya ile aynı temel unsurlardan oluşan sonsuz evren teorisi idi. Güneş merkezli (helyosantrik) olan bu teoriye göre, evren sonsuz ve eşdağılımlı olup, dünyadan başka gezegenler de evrende mevcuttu ve bu gezegenlerin etrafında döndüğü güneş benzeri yıldızlar vardı. Söz konusu bu gezegenlerden bazılarında hayat olasılık dâhilinde idi.

Ölümü, İtalyan Rönesansı’nın son alacakaranlığında gerçekleşmişti. Giordano Bruno, Nicolaus Copernicus (Kopernik)’in ölümünden 5 yıl sonra, Gelileo’nun ilk teleskopik keşifleri yayınladığı “Sidereus Nuncius”’un yayımlanmasından 10 yıl önce öldü. Bruno, tüm hayatını şu sözcüklerle özetler: 

"Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."

Felsefi düşüncelerini İtalyan diyaloglar ve akademik söylemin ortak dili haline gelen Latince’nin şiir formunda yalın bir dille yazan Bruno’nun başlıca eserleri şunlardır: 

-Kül Çarşambası Yemeği (Ash Wednesday Supper) (1584),

-Sonsuz Evren ve Dünyalar Üzerine (On the Infinite Universe and Worlds) (1584),

-Neden, İlke ve Birlik Üzerine (On the Cause, Principle and the Unity) (1584),

-Yiğitçe Öfkeler Üzerine (degli heroici furori) (1585)

Aktiffelsefe Adana şubesi olarak tarihe iz bırakan tüm filozof ve düşünürleri, özgün bir şekilde kaleme alarak web sayfamızın blog'unda yayınlıyoruz.