23 Kasım 2019’da Dr.Mahmut Şansal tarafından sunulmuş olan Antik Mısır Uygarlığı
sohbetinin konuşma notlarını paylaşıyoruz.
Tüm konuşmalarda ve bir önceki konuşmada da belirttiğim gibi bu konuları sadece meraklılık
gidermek için değil anlamak ve ilham almak için de konuşuyoruz. Bir rönesans insanı olmak
istiyoruz, daha iyi bir gelecek hayal etmek için geçmiştekilerin tecrübesinden yararlanmak
şeklinde. Bugün size Mısır hakkında anlatmaya devam edeceğim, son olarak geçen yıl
konuşmuştuk. Hatırlatma olması için bazı başlıklar üzerinden geçeceğim. Anlatmak istediğim
dört konu var, hepsini yetiştirmeye çalışacağım ama biz bir sohbet olmasını istiyoruz aynı
zamanda, sorular ve katkılar olsun, bu sayede daha iyi yararlanabileceğimizi düşünüyoruz.

Mumyalama
Mısırlılar dini metinlerde bedenin toprağa ruhun ise göğe ait olduğunu söylüyordu. Buradan
bedenin tekrar dirilme esnasında kullanılmayacağını bildiklerini söyleyebiliriz. Mumyalanan
kişinin cesedinden kalp dahil tüm organlar çıkarılır ve kaplara konurdu. Bu kaplara kanopik
kap denilir ve her zaman dört tanedir.

Bununla birlikte geride kalan beden de göksel hayat
için önemliydi. Mumyalama öyle görünmektedir ki ölüm sonrasında kişiye yardım etmenin bir
yolu olarak görülüyor, onunla iletişim kurmanın bir aracı olarak görülüyordu. Diğer tarafta
Tanrılar ile konuşabilmesi için ağzının açılması en bilinen törensel olgulardan bir tanesidir.
Ağzın açılması töreni detayları olan bir konudur ve fiziksel bir ağız açma çalışması değildir.
Mumyanın ayak taban derisinin kesilmesi bu dünya üzerine tekrar basmasını engellemek
içindi. Bandajlar üzerine yerleştirilen bir çok muska muhtemelen bedenin başka ruhlar
tarafından kullanımını engellemek içindi.

Mısır’da Ölümden Sonra Hayat ve Mezar
Öte dünya ile ilgili yazılmış kitaplar: Kapılar Kitabı, Gün Işığına Çıkış Kitabı, Güneş Ayinleri
Kitabı ve Ağzın Açılması Kitabı’dır.
Eski Mısırlılar için mezar bir tapınak kadar önemliydi ve ölü Tanrı ile aynı pozisyonda
bulunuyordu.
Mısır’da ölüm sonrası yaşam için farklı görüşler vardır, bunlardan bir tanesi amenti denen ve
cennet olarak sayabileceğimiz topraklara gidilmesidir. Bir başka görüş ise gökyüzüne
doğulmasıydı. İlk olarak yol duat’dan geçiyordu. Duat Eski Mısır’da öte dünyanın adıdır,
burada farklı görüşler vardır. Kişi öldüğünde Duat’a giderdi. Orada gecenin 12 saatinden
geçerdi. Duat yer ve gök arasındaki sınır bölgesidir, burası yere ait dünya ile tinsel dünya
arasındaki görünmez bölgedir. Burası kral Osiris’in ve yeniden dirilişi krallığıdır. Burası yer
altında değildir, çizimlere göre burası ufkun hemen altında yer alıyor. Bazı kaynaklara göre
ise duat Nether dünyası demektir. Duat ya da diğer dünya ilk mezarlarda dahi tarif edilmiş ve
Mısır’ın iyi bir hali olarak sunulmuştur. Duat’ın katları: Erik Honung’a göre üç kat vardır: Üst
katman, orta katman Nun’un bir kolu gibi olan bir nehir, kıyılarında tanrıları ve ölen ermişlerin
ruhları (Ba) bulunur. En alt kat: Hatemit, güneşin etkisinden muaf yerdir. Burası kötü kişilerin
ruhları ile doludur. burası dokundukları her şeyi yok eden yıkıcı güçler ile doludur.
Diğeri ise ölen firavunun göksel bir durumda yeniden doğması ile ilgili olan görüştür. Bu
görüşler temel olarak piramit metinlerinde bulunur. Piramitlerde yazılı olan metinler en yoğun

şekilde Unas piramidinde bulunmuştur. Piramit metinlerinin incelenmesi yolu ile Mısır dini
hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu metinlere göre ölen firavun gökyüzünde doğuyordu, bu
nedenle gök anne ile ilişkildir.
Mumyaya eskiden sahip olduğu güçleri yeniden verebilmek için ritüeller yapılırdı ve bunlar
Horus’un Osiris’i diriltmek için kullandığı yöntemlerin aynısıdır. Ölünün gözlerinin ve ağzını
açma törenleri mezardaki “altın oda”da yapılırdı. Dini törenler genellikle iki kere yapılırdı.
Ölünün ağzını açma töreninde kullanılan alet bir öküz baldırını andırır.
Mezarlara konulmuş olan Uşaptilerin bazı işleri onun adına yapacağı düşünülmekteydi.
Onun adına yanıt vereceği düşünülmekteydi. Bazı mezarlarda yüzlercesi vardı ve bunlar
Osiris şeklindeydiler. Önceki örneklerde ise insan formunda görünürlerdi, tarıma ait şeyleri
ellerinde tutuyorlardı.Uşaptilerin üzerinde Ölüler Kitabı’nın 6. bölümünün hepsi ya da bir
kısmı yazılıydı. Metin şöyle söyler: Nether dünyasında zor bir iş olduğunda benim adıma
yapacaksın vs.. O da cevap verir: İşte buradayım, beni nereden çağırsan.
Bazı ilkel Mısır mezarlarında kırılmış silahlar ya da kaplar bulunmuştur, bunların da yaşıyor
olması nedeniyle Ka’larının çıkması için böyle yapıldığı düşünülüyor. Mısırlılar her şeyin bir
çifti olduğuna inandıkları için bunların mezara konmasındaki amaç çiftlerinin ruha eşlik
etmelerini sağlamak olduğu düşünülür. Yiyecek sunuları da tören sona erip dublesi çıktıktan
sonra oradakiler tarafından yeniyordu.

Tapınak Mimarisi
Nun Mısır mitolojisinde kaotik suları temsil eder ve Aynı zamanda tapınak sembolojisinde
havuzdaki su nundur ve arındırıcıdır. Tapınak girişlerindeki obeliskler güneş ışığının
taşlaşmış halidir. Pilonlar (kapının iki yanındaki kuleler) tılsımlı ve kötülük güçlerini savmak
içindir. İki kule arasındaki yolda bulunan güneş diski ışığın izlediği yolu ve karanlıklar
üzerindeki zaferi simgeler.
Tapınak 3 bölümden oluşur
1. İç avlu
2. Hipostil salonu: Burası elle tutulur dünya ile elle tutulamaz dünyayı ayırır. Kutsal
eksene yakın olan sütunlar daha uzundurlar ve çiçekleri güneşin etkisi ile açıktır.
3. Kutsal tapınak:
a. Kayık odası: kutsal olanla olmayanın buluşma yeridir.

Hiyeroglif
Hiyeroglifler sadece bir imaj değildir, imajın bilinç ile olan etkileşimini kimse reddedemez.
Reklam dünyasında kullanılan imajların yazıdan çok daha üstün olduğunu hatırlayalım. Eski
Mısırlılar kendi dillerini Medu Neter demişlerdir. Literal olarak çevrilirse Tanrı’nın bastonu
demektir. Mısırca’nın karakteristik özellikleri: sadece semitik olan ibranice, arapça, aramice,
babilce ile değil aynı zamanda Glla ve Somali Dili gibi dillerle bağlantılıdır. Bunların kendi
aralarında oluşturdukları gruba Hamitik Dil ailesi denilir. Semitik dillerde olduğu gibi Mısırca
da sessiz harflerden oluşur, ancak Semitik diller içinde yer almaz.
Hiyeroglifik sistemin tam olarak gelişmiş olduğu dönemde dahi iki tip işaret vardır:1- anlam-
işaret (Yun: ideogram - (ide: düşünce, gramma: yazı)) ve 2- ses işaret (Yun: phonogram
(phone:ses ve grama: yazı))

1. İdeogramlar: Bunlar bazen tam olarak resimle aynı anlamı taşırken, bazen de katip
paleti, yazı yazmak, katip, boyama anlamlarına de gelir.
2. Fonogramlar: mesela ağız işareti “r” sesini ev işareti p + r sesini verir.
Sesli harfler yazılmaz: Bu sayede birçok kelimenin yazılması sırasında aynı harfler
kullanılabilir. Bu durum Fenike, İbranice ve Arapça’da da görülür. Bu durumda kelime
kontekste göre ne olduğu anlaşılır.
Hiyeratik yazı bir tür el yazısıdır ve daha sonra bundan demotik yazı gelişmiştir. Hiyeroglif
ismi yunanca hieros : kutsal ve oyulmuş/kazınmış anlamında yunanca glupho kelimelerinden
gelir. Bunun nedeni daha çok kutsal metinlerin yazılmasında kullanılmış olmasıdır. Zaman
geçtikçe Hiyeroglif daha fazla anıtsal yazılara sınırlanmıştır.
Hiyeratik yazı. Bu yazı greko-romen dönemdeki rahiplerin kullandığı yazı idi ve yun.
hieritikos rahipce demektir. Hiyeratik başlangıçta hiyerogliften başka bir şey değildi ve kamış
kalemle hızlı olarak yazılırdı ve keskin kenarlı yazılarından farklı bir yazı üretirdi. Eski krallık
zamanında hiyeratik hiyerogliften kolay ayrılamazdı. Orta krallık zamanında ve 8.
Hanedanlıkta hiyeratik değişmez şekilde dini metinler haricinde sadece papirüs üzerinde
yazılmaya başlanıldı. 21. hanedanlık zamanında dini metinler papirüs üzerine hep hiyeratik
ile yazıldı
Demotik: demotikos (yun: popüler anlamındadır) hiyeratik yazının çok daha hızlı olarak
yazılması ile kullanılırdı. İlk olarak Etiyopya Hanedanlığında görülmeye başlandı.